Asırlık çınarların gölgesinde, soğuk Gündüzbey suyunun yanında bir kır lokantası. Sabah kahvaltısından akşam ızgarasına, sade ve içten bir sofra.

Yaz sıcağı şehri kapatırken, Gündüzbey suyu kuzey rüzgarıyla gelir. Sofranızın altından geçen, masalarınızın yanından akan, parmak uçlarınıza değen su. Bizde klima yok; sadece bu var.

Bahçemizdeki çınarlar yüz yıllık. Onlar büyürken Gündüzbey hâlâ köy, Malatya henüz şehir olmamıştı. Şimdi onların altında oturup kahvaltı yapıyorsanız, biraz tarihi de soluyorsunuz demektir.

Odun mangalımız akşamüstü yanmaya başlar. Kuzu pirzola, adana, tavuk şiş — hepsi yöresel baharatla marine, gaz değil ateşle. Yan tarafta künefe sahanı, başka köşede demlik çay. Kalabalık yok, gürültü yok.

Peynirimiz Gündüzbey'den, balımız Yeşilyurt yamacından. Otlarımız bahçemizin köşesinden, kayısımız Malatya'nın kendisinden. Etkiyi içeride aramıyoruz, malzemenin kendisinde buluyoruz.
Menümüzü mevsime göre yeniden yazıyoruz. Bugün ne olduğunu gelin görün.
Sabah çayıyla başlayan, gün batımına ızgarayla devam eden bir gün. Yolunuz Gündüzbey'e düşerse bekleriz.